Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisidir.
Bu tarihsel gerçek, CHP’ye diğer siyasi partilerden farklı bir sorumluluk yüklemektedir. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihi yalnızca bir siyasi partinin tarihi değildir. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş hikâyesinin de önemli bir parçasıdır.
Bu nedenle Cumhuriyet’in karşı karşıya kaldığı her sorun Cumhuriyet Halk Partisi’ni, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaşadığı her sarsıntı da Cumhuriyet fikrini doğrudan etkilemektedir.
Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya büyük bir belirsizlik döneminden geçmektedir. Yakın çevremizde savaşlar, çatışmalar, göç hareketleri, ekonomik krizler ve siyasi istikrarsızlıklar yaşanmaktadır.
Böyle dönemlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü, demokratik ve kurumsal yapısını koruması yalnızca kendi vatandaşları için değil, bulunduğu coğrafya için de hayati önem taşımaktadır.
Bu nedenle her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı gibi Cumhuriyet Halk Partisi üyeleri de tarihsel bir sorumluluk taşımaktadır.
Bu sorumluluk; sorgulamayı, aklı kullanmayı, olaylara soğukkanlı yaklaşmayı ve bilgi kirliliğine teslim olmamayı gerektirir.
Cumhuriyet, duygularla değil akılla kurulmuştur.
Cumhuriyet Halk Partisi de bu aklın ve tarihsel birikimin siyasal taşıyıcısı olmuştur.
Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları Cumhuriyet’i kurarken yalnızca bir savaşı kazanmadılar. Aynı zamanda yeni bir devlet ve yeni bir toplum inşa ettiler.
Osmanlı Devleti’nin son döneminde yaşanan büyük çöküşü, Meşrutiyet tecrübelerini, dünyanın geçirdiği siyasal dönüşümleri ve milletimizin tarihsel birikimini dikkatle değerlendirerek yeni bir yol açtılar.
Bu yolun temelinde millet egemenliği vardı.
Hukukun üstünlüğü vardı.
Bilim vardı.
Akıl vardı.
Çağdaşlaşma iradesi vardı.
Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi de buradan doğdu.
Cumhuriyetçilik, milletin kendi kendini yönetmesidir.
Milliyetçilik, tam bağımsızlıktır.
Halkçılık, ayrıcalıksız yurttaşlıktır.
Devletçilik, kalkınma ve üretimdir.
Laiklik, vicdan özgürlüğüdür.
Devrimcilik ise çağın gerisinde kalmamaktır.
Atatürk’ün Türk gençliğine emanet ettiği Cumhuriyet ve Cumhuriyet Halk Partisi, işte bu anlayış üzerine yükselmiştir.
Ben 1985 yılından beri Cumhuriyet Halk Partisi üyesiyim.
Parti içerisinde girdiğim her seçimi üyelerimizin ve delegelerimizin takdiriyle kazandım.
Bugüne kadar hiçbir üyeyi ya da delegemizi arayarak kendime oy istemedim.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi üyelerinin ve delegelerinin; ilçe başkanını, il başkanını, belediye başkanını veya milletvekili adayını değerlendirecek siyasal birikime ve demokratik olgunluğa sahip olduğuna inandım.
Bu, aynı zamanda örgüte duyduğum saygının da gereğiydi.
Bugün de aynı düşüncedeyim.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin gerçek sahibi üyeleridir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin gerçek gücü örgütüdür.
Tam da bu nedenle bugün Cumhuriyet Halk Partisi olarak zor bir dönemden geçiyoruz.
Ancak bu dönemi değerlendirirken duygularla değil, akılla hareket etmek zorundayız.
Cumhuriyet Halk Partisi, tarihinin hiçbir döneminde algılarla, sloganlarla veya kitle psikolojisiyle yönetilen bir parti olmamıştır.
Bu parti; sorgulayan, düşünen, okuyan ve ülkesini seven insanların partisidir.
Bu nedenle ben Cumhuriyet Halk Partisi üyelerinin ferasetine güveniyorum.
Örgütümüzün sağduyusuna güveniyorum.
Doğru ile yanlışı, liyakat ile fırsatçılığı, emek ile kariyer hesabını birbirinden ayırabilecek siyasal birikime sahip olduklarına inanıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin yüz yılı aşan tarihi boyunca en büyük gücü de bu olmuştur.
Bugün de olan biteni en doğru şekilde değerlendirecek olanlar, sosyal medyanın yönlendirmeleri değil, Cumhuriyet Halk Partisi’nin üyeleri ve örgütleridir.
Çünkü CHP sıradan bir siyasi parti değildir.
CHP, bu ülkenin kurtuluş mücadelesinden doğmuş bir partidir.
CHP, milletin bağrından çıkmış bir partidir.
CHP, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulmuş ve onun açtığı çağdaşlaşma yolunda yürüyenlerin partisidir.
CHP, bir makamın, bir grubun veya bir kişinin partisi değildir.
CHP, Cumhuriyet’e inanan milyonların ortak evidir.
Biz bu evi yıllardır “Baba Ocağı” olarak tarif ediyoruz.
Çünkü baba ocağına küsen olur, kırılan olur, ayrılan olur; ancak gün gelir, insanlar yine aynı ocağın etrafında buluşur.
Cumhuriyet Halk Partisi de böyledir.
Tarihi boyunca birçok ayrılık yaşamıştır.
Birçok tartışma yaşamıştır.
Birçok kriz yaşamıştır.
Ancak bütün bu süreçlerden güçlenerek çıkmayı başarmıştır.
Bugün Türkiye’de iktidara en güçlü alternatif olması da bu tarihsel dayanıklılığın sonucudur.
Bu nedenle içinde bulunduğumuz süreçte en büyük tehlike farklı düşünmek değildir.
En büyük tehlike ayrışmaktır.
En büyük tehlike birbirimizi rakip değil, düşman olarak görmektir.
Oysa Cumhuriyet Halk Partisi’nin kültüründe düşmanlaştırma yoktur.
Tartışma vardır.
Eleştiri vardır.
Muhasebe vardır.
Ama sonunda ortak akılda buluşma iradesi vardır.
Unutmamak gerekir ki ne görevler ne de makamlar kalıcıdır.
Nasıl ki mahkemenin kadıya mülk olmadığı söylenirse, siyasette de hiçbir makam kimsenin kalıcı mülkü değildir.
Kişiler gelir geçer.
Görevler değişir.
Makamlar değişir.
Ancak Cumhuriyet Halk Partisi kalır.
Cumhuriyet kalır.
Millet kalır.
Bu bilinçle hareket etmek zorundayız.
Bize düşen görev, öfkeyle değil sağduyuyla hareket etmektir.
Hırsla değil, akılla hareket etmektir.
Kırgınlıkları büyütmek değil, güven duygusunu yeniden inşa etmektir.
Çünkü bugün Türkiye’nin Cumhuriyet Halk Partisi’ne her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin de Türkiye’ye ihtiyacı vardır.
Son dönemde yaşanan kurultay tartışmaları, kamuoyuna yansıyan iddialar, yürütülen soruşturmalar ve mahkeme kararları hepimize önemli bir gerçeği yeniden hatırlatmıştır.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin en çok ihtiyaç duyduğu şey güven duygusudur.
Çünkü siyaset güven üzerine kurulur.
Örgütün kendi iradesine güvenmesi gerekir.
Üyenin partisine güvenmesi gerekir.
Seçmenin de Cumhuriyet Halk Partisi’ne güvenmesi gerekir.
Bugün yapılması gereken, kimlerin kazandığını ya da kaybettiğini tartışmak değildir.
Yapılması gereken; örgütün güvenini yeniden tesis etmek, parti içi demokrasiyi güçlendirmek ve Cumhuriyet Halk Partisi’ni geleceğe hazırlamaktır.
CHP’nin gücü kişilerden değil, ilkelerden gelir.
Makamlardan değil, örgütünden gelir.
Geçici tartışmalardan değil, yüz yıllık tarihinden gelir.
Çünkü CHP yalnızca kendi üyelerinin partisi değildir.
Aynı zamanda Türkiye’nin umududur.
Bugün gençler bizden geçmiş tartışmaları dinlemek istemiyor.
İş bulabilecekleri bir Türkiye görmek istiyorlar.
Ev sahibi olabilecekleri bir Türkiye görmek istiyorlar.
Dünyayla rekabet edebilecekleri bir Türkiye görmek istiyorlar.
Hukukun güvencesi altında yaşayabilecekleri bir Türkiye görmek istiyorlar.
Bu nedenle Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında kurucu değerlerimizi yeniden anlatmak zorundayız.
Cumhuriyetçiliği gençlere, yönetime katılabilme hakkı olarak anlatmalıyız.
Milliyetçiliği, Türkiye’nin enerjide, teknolojide, savunmada ve ekonomide bağımsızlığı olarak anlatmalıyız.
Halkçılığı, fırsat eşitliği ve sosyal adalet olarak anlatmalıyız.
Devletçiliği, stratejik alanlarda milletin çıkarlarını koruyabilen güçlü devlet anlayışı olarak anlatmalıyız.
Laikliği, özgürlük ve birlikte yaşama kültürü olarak anlatmalıyız.
Devrimciliği ise bilimi, teknolojiyi ve değişimi kucaklayabilmek olarak anlatmalıyız.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin önündeki görev, geçmişi korumak kadar geleceği inşa etmektir.
Çünkü siyaset yalnızca geçmişin hatıralarıyla yapılmaz.
Siyaset, geleceğe dair umut üretebildiği ölçüde anlam kazanır.
Bugün bize düşen görev de budur:
Kişileri değil, ilkeleri savunmak.
Ayrılıkları değil, birlikteliği büyütmek.
Geçmişe takılıp kalmadan Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını inşa etmek.
Kuvayı Milliye ruhu tam da budur.
Kuvayı Milliye ruhu, kişilere bağlılık değil, millet iradesine bağlılıktır.
Kuvayı Milliye ruhu, ayrışmak değil, birleşmektir.
Kuvayı Milliye ruhu, umutsuzluğa teslim olmak değil, en zor şartlarda bile geleceğe güvenle bakabilmektir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin gerçek gücü de buradan gelmektedir:
Tarihinden.
Kurucu değerlerinden.
Örgütünden.
Cumhuriyet’e inanan milyonlarca yurttaştan.
Bu güç var olduğu sürece Cumhuriyet Halk Partisi de var olmaya devam edecektir.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi yalnızca geçmişin emaneti değil, Türkiye’nin geleceğinin de teminatıdır.
Kaynak: Haber Merkezi