Bazen bir hikâye anlatılır, kısa sürer ama insanın zihninde uzun süre kalır. İlk bakışta güldüren, biraz düşündüren sıradan bir kıssa gibi görünür. Fakat üzerine biraz düşündüğümüzde, hayatın içinden pek çok gerçeği anlattığını fark ederiz. Bir köylü trende seyahat etmektedir. Yanında ağzı sıkıca bağlanmış bir çuval vardır. Çuvalı yere bırakmış, yolculuk boyunca iki-üç dakikada bir eğilip çuvalı sallamaktadır. Karşısında oturan yolcunun dikkatini çeker bu durum. Dayanamayıp sorar: “Hayırdır hemşerim, çuvalda ne var?” Köylü cevap verir: “İki tane fare var.” Adam merakla sorar: “Ne yapacaksın onları?” “Bir dostuma lazımmış, ona götürüyorum.” Adamın kafasına takılan asıl soru ise çuvalı neden sürekli salladığıdır. “İyi de kardeşim, niye ikide bir çuvalı sallıyorsun? Bırak olduğu yerde dursun.” Köylü bir camdan dışarıya, bir de karşısındaki adama bakar ve şöyle der: “Gardaşım, ben bunları rahat bırakırsam düşünmeye başlarlar. Bu çuvaldan çıkmanın yollarını ararlar. Çuvalı kemirir, bir delik açar, dışarı çıkarlar. Ama ben çuvalı salladıkça birbirleriyle yer kapmak için kavga ediyorlar. Bir müddet sonra sakinleşip köşelerine çekiliyor, yeniden düşünmeye başlıyorlar. İşte o zaman benim tekrar çuvalı sallayıp bunları birbirine düşürmem gerekiyor.” Ne kadar basit bir hikâye gibi görünse de aslında hayatın pek çok alanına dokunan bir tarafı var bu kıssanın. Çünkü bazen insanlar asıl sorunlarını görmek yerine birbirleriyle uğraştırılır. Bazen de birileri, insanların sakinleşip düşünmesine fırsat vermemek için sürekli yeni bir tartışma, yeni bir kavga, yeni bir ayrılık sebebi ortaya çıkarır.
Günlük hayatımıza baktığımızda bunun küçük örneklerini sık sık görürüz. İki insan güzel bir dostluk kurar. Birbirlerini sever, sayar, birbirlerine destek olurlar. Derken üçüncü bir kişi ortaya çıkar. Bir söz söyler. Bir cümleyi başka türlü aktarır. Birinin söylediğini diğerine farklı anlatır. Küçücük bir meseleyi büyütür. “Senin hakkında şöyle söyledi…” “Biliyor musun, aslında senin için böyle düşünüyor…” “Ben senin iyiliğin için söylüyorum ama…” İşte o “ama”dan sonra bazen yıllarca sürecek kırgınlıkların temeli atılır. Oysa çoğu zaman ortada gerçek bir mesele yoktur. Sadece yanlış anlaşılmış bir söz vardır. Ama insanlar konuşmak yerine birbirlerinden uzaklaşmayı tercih eder. Çünkü çuval sallanmıştır. Fareler birbirleriyle uğraşmaya başlamıştır. Çuvalın ağzını kimin bağladığını ise kimse düşünmez.
Hayatın başka bir tarafında da benzer bir durumla karşılaşırız. Bir insan çalışır. Emek verir. Yıllarca sabreder. Kendi imkânlarıyla bir yerlere gelmeye çalışır. Bir gün başarılı olur. İşte tam o noktada bazıları onun başarısını konuşmak yerine eksiklerini aramaya başlar. “Onun ne özelliği var?” “Şansı yaver gitti.” “Onun arkasında mutlaka biri vardır.” “Biz de yapardık ama…” İnsanın başarısını takdir etmek yerine onu küçültmeye çalışmak, aslında kişinin kendi huzurunu bozan bir davranıştır. Çünkü başkasının yükselmesi, bizim yerimizi küçültmez. Bir başkasının ışığı, bizim ışığımızı söndürmez. Ama biz sürekli birbirimizin ayağına bakarsak, önümüzde açılan yolu göremeyiz. İşte çuvalın içindeki farelerin yaptığı da budur. Birbirlerinin yerini kapmaya çalışırken, çuvalın dışındaki dünyayı unuturlar.
Hayatımızda her zaman çuvalı sallayan insanlar olacaktır. Bazen bir dostumuzun sözüyle gelirler. Bazen bir dedikoduyla… Bazen sosyal medyada yayılan bir paylaşımın arkasına saklanırlar. Bazen de “Ben sana iyiliğin için söylüyorum” diyerek başlarlar. Fakat burada bize düşen, duyduğumuz her söze hemen inanmak değildir. Bir insanın söylediğini doğrudan kendisine sormaktır. “Gerçekten böyle mi söyledin?” diyebilmektir. Çünkü çoğu kavganın başlangıcında yanlış anlaşılmış bir cümle, eksik aktarılmış bir söz veya başkasının yorumuyla değişmiş bir gerçek vardır. İnsanlar birbirleriyle doğrudan konuşmayı bıraktığında, araya başkalarının sözleri girer. O zaman da dostlukların yerini şüphe, güvenin yerini kuşku, sevginin yerini kırgınlık alır. Bazen bir telefon açmak, yıllarca sürecek bir kırgınlığı bitirebilir. Bazen “Sen bunu gerçekten söyledin mi?” diye sormak, büyük bir yanlış anlaşılmanın önüne geçebilir. Bazen de yapılacak en doğru şey, hiç konuşmamak değil; doğru insanla, doğru şekilde konuşmaktır.
Baki Selamlar