Her şehrin hafızasında, o kentin ruhunu besleyen, kimliğini oluşturan özel mekânlar vardır. Samsun denince de eski neslin aklına gelen ilk yerlerden biri, hiç şüphesiz Samsun Fuarı’dır. Yıllar önce çeşitli nedenlerle kapılarını kapatan çocukluğumuzun bu sihirli eğlence dünyası artık yok. Fakat Karadeniz’in serin rüzgârı yüzümüze vurduğunda, denizin ve yosunun kokusunu aldığımızda hafızamız bizi yeniden o renkli günlere götürüyor. Çünkü o fuar yalnızca bir eğlence alanı değil; bir dönemin çocukluğu, gençliği ve masumiyetiydi.
Fuarın Büyülü Atmosferi
O yıllarda Samsun Fuarı’na gitmek, sıradan bir gezinti değildi. Haftalar öncesinden hayali kurulur, fuara girildiği anda insanı neşeli bir uğultu, lunaparkın sesleri ve pamuk şeker kokusu karşılardı. Sergilenen ürünleri incelemek, camekânların önünde hayallere dalmak, arkadaşlarla dolaşmak ayrı bir keyifti.
Günün yorgunluğu ise sahil kıyısındaki çay bahçelerinde atılırdı. Dalgaların sesi ve yosun kokusu eşliğinde içilen semaver çayının tadı hâlâ damağımızdadır. Arkadaşlarla aynı masanın etrafında saatlerce oturmak, gülüşmek ve geleceğe dair hayaller kurmak, o günlerin en güzel mutluluklarındandı.
Fuarın ses hafızasında Tolga Reklam Ajansı’nın hoparlörlerden yayılan anonslarının da ayrı bir yeri vardı. Müzikler, reklamlar ve şarkılar bütün alanı doldururdu. Ancak en unutulmaz anonslar, kaybolan çocuklar içindi.
Bir Çocuğun Fuar Korkusu
Benim de bir gün fuarda kaybolduğumu ve ismimin hoparlörlerden anons edildiğini hiç unutmuyorum. Adımı duyduğum andaki korkuyu anlatmak mümkün değil. Kısa süre sonra rahmetli annem ve babam telaşla gelip beni buldular. Ben korkudan ağlıyordum. Babam, beni sakinleştirmek için hemen bir dondurma aldı.
O dondurmayla biraz kendime gelsem de eve dönene kadar annemin ve babamın ellerini hiç bırakmadım. İşte o yürüyüş, hafızamda hâlâ bütün canlılığıyla duruyor.
Çocukken insan anne ve babasının elini sadece yürümek için tuttuğunu sanıyor. Oysa o gün anladım ki bazı eller, insanın kendisini güvende hissettiği dünyadır. Yıllar geçti; annem ve babam artık yanımda değiller. Ama o gün onların ellerine sımsıkı sarılarak yaptığım yürüyüş, çocukluğumun en canlı fotoğraflarından biri olarak içimde yaşamaya devam ediyor.
Kızılay’ın Şans Küresi
Fuarın en renkli noktalarından biri de Kızılay’ın çekiliş standıydı. Ortadaki büyük, şeffaf kürenin içinde yüzlerce bilet veya kâğıt bulunurdu. İnsanlar kürenin etrafında toplanır, ellerini içeri sokup kendi şanslarını kendileri çekerlerdi.
Çıkan hediye bazen küçücük bir eşya olurdu ama o an yaşanan heyecan dünyalara bedeldi. Çünkü bizim çocukluğumuzda mutluluk pahalı değildi. Bir dondurma, küçük bir oyuncak ya da şanslı olduğumuzu düşündüğümüz bir kâğıt parçası bile günlerce konuşulacak bir hatıraya dönüşebilirdi.
Lunaparkın Heyecanı ve O Gün
Samsun Fuarı denince lunaparkı da unutmamak gerekir. Çarpışan otolar, sirkteki gösteriler ve motorcuların nefes kesen şovları çocukluğumuzun vazgeçilmez eğlenceleriydi.
Benim hafızamda ise özellikle uçan sandalyeler kaldı. Arkadaşlarımla sık sık biner, rüzgârı yüzümüzde hissederek dönmenin keyfini çıkarırdık.
Bir gün arkadaşlarım sandalyeyi daha hızlı döndürmek için arkadan iteklediler. O sırada sandalyeden kaydım ve beni yalnızca göğsümün önündeki ince koruyucu zincir tuttu. Ayaklarım boşlukta, metrelerce yukarıdaydı.
Görevliler durumu fark edip elektriği kestiler. Fakat bir süre daha havada dönmeye devam ettik. O birkaç saniye bana saatler gibi geldi. Neyse ki zincirden kurtulmadan durmayı başardım.
O gün büyük bir korku yaşadım. Uzun süre o sandalyelere yaklaşamadım. Bugün geriye dönüp baktığımda ise bu olayın da çocukluğumun unutulmaz hatıraları arasında yer aldığını görüyorum. Çünkü çocukluk sadece neşeden ibaret değildir; korkularımız ve heyecanlarımız da o yılların bir parçasıdır.
Yosun Kafe ve Şarkılar
Fuarın geceleri de gündüzleri kadar güzeldi. Yosun Kafe, o dönemin hafızamda yer eden mekânlarından biriydi. Rahmetli sanatçı Serpin Benay da burada sahne alırdı.
Fuar açık olduğu sürece hemen her gece Yosun Kafe’deydik. Serpin Benay’ın şarkılarını dinlemek, dostlarla sıcak yaz akşamlarında müziğe eşlik etmek büyük bir keyifti. O güçlü sesin eşlik ettiği gecelerde fuarın ışıkları, sahilden gelen dalga sesleri ve müzik birbirine karışırdı.
O zamanlar bunların bir gün hatıraya dönüşeceğini düşünmezdik. Biz sadece yaşadığımız anın tadını çıkarırdık. Meğer insanın hayatındaki en kıymetli zamanlar, çoğu zaman kıymetini bilmeden yaşadığı zamanlarmış.
Atlı Faytonlarla Eve Dönüş
Gecenin sonunda eve dönüş de fuar kadar güzeldi. Fuar çıkışında bizi bekleyen atlı faytonlara biner, yorgun ama mutlu bir şekilde evimizin yolunu tutardık.
Atların nallarının kaldırım taşlarında çıkardığı ses, gecenin sessizliğinde yankılanırdı. Faytonun hafif rüzgârı yüzümüze vururken uykumuz gelir, fakat yolun hiç bitmesini istemezdik. Çünkü fuardan eve dönmek, masalın sona ermesi demekti.
Bugün o faytonların sesi belki Samsun gecelerinde duyulmuyor. Ama hafızamızda hâlâ aynı ritimle devam ediyor.
Zamanın Ötesinde Bir Samsun Masalı
Bugün geriye dönüp baktığımda Samsun Fuarı’nın yalnızca bir eğlence alanı olmadığını düşünüyorum. O fuar bir neslin ortak hafızası, dostlukların, ailelerin ve çocukluk heyecanlarının buluşma noktasıydı.
Bir dondurmanın tadı, semaver çayının buharı, Kızılay’ın şans küresinden çekilen bir kâğıdın heyecanı, lunaparkta yaşanan korku, Yosun Kafe’den yükselen şarkılar, atlı faytonların tıkırtısı ve anne-baba eline sımsıkı sarılarak yapılan o eve dönüş...
Bütün bunlar artık geçmişte kaldı. Fakat bazı yerler vardır; haritadan silinir ama insanın kalbinden silinmez. Bazı sesler vardır; artık duyulmaz ama hafızamızda yaşamaya devam eder. Bazı kokular vardır; yıllar sonra bir anda burnunuza gelir ve sizi çocukluğunuza götürür.
Samsun Fuarı benim için biraz da budur: Bir şehrin geçmişinden kopup gelen, deniz ve yosun kokusuna karışmış bir çocukluk masalı...
Kapıları kapandı, ışıkları söndü, lunaparkı dağıldı. Ama biz o fuarın çocukları hâlâ içimizde bir yerlerde o ışıklı sokaklarda dolaşıyoruz. Bir Karadeniz akşamında deniz kokusunu içimize çektiğimizde, eski bir şarkıyı duyduğumuzda ya da anne ve babamızın ellerini hatırladığımızda fuar yeniden kuruluyor gözümüzde.
Ve biz, yılların bütün yorgunluğunu bir kenara bırakıp yeniden çocuk oluyoruz.
İşte kayıp zaman belki de tam olarak budur. Geri gelmeyeceğini bildiğimiz hâlde hatıralarımızın içinde yaşamaya devam eden güzel zamanlar...
Samsun Fuarı kapandı. Ama çocukluğumuzun fuarı hâlâ açık. O fuarın ışıkları da bugün, yüreğimizin bir köşesinde yanmaya devam ediyor.
Baki selamlar.