Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Kurucu Gen Bşk Ali Babacan, farklı derelerden gelen suların birleştiği yere baraj yapmak yerine mevcut barajdan taşan sularla gölet yapmayı planlıyor gibi görünüyor. İktidar partisi bir tarafa, iktidar alternatifi ana muhalefet görüntüsü bile vermedi. Derde ‘Deva’ veya derman bir yana tercüman bile olmayan bir küskünler hareketiyle ancak pazarlık partisi kurulabilir.
Babacan’ın kendilerinin de görev aldığı, ‘altın çağ’ gördüğü Ak Parti’nin ilk yıllarını bazı Ak Partililer de dile getiriyor ve Ak Parti’nin kuruluş ayarları veya fabrika ayarlarına dönmesiyle içinde bulunduğumuz sorunların çözüleceğine inanıyor. Mesele, Ak Parti’nin kuruluş ayarlarına dönmesi değil; mesele o zamanki Türkiye’nin imkanlarına geri dönebilmektir. Devlet İstatistik Enstitüsü enflasyon verilerine göre; 2002 yılında tüketici fiyatları artış hızı son 20 yılın, toptan eşya fiyatları artış hızı ise son 16 yılın en düşük seviyesine geriledi. Deprem ve krizlere rağmen enflasyon kısa sürede yüzde 150’den yüzde 30’un altına düştü.
Ak Parti iktidarlarında devralınan ekonomik yapı; deprem/kriz dönemine ait tasarruflar ve yüksek vergilerle düşüş ilk yıllarda devam etse de sonraki yıllarda edemedi. Enflasyon vaadi de Avrupa Birliği Üyeliği de gerçekleşmeyince 2007 seçimleri öncesi Başbakan olan R.T. Erdoğan oylarımız yüzde 26’ya düştü, ancak nasıl yükselteceğimizi biliyoruz’ dediğinde oylar yüzde 23’e düşmüştü. 2007 seçimlerinde vatandaşa ‘en önemli sorunun ne olduğunu ve nereye oy vereceğini’ sorduğumuzda ‘ ekonomi olduğunu, kendisine ve yakınlarına iş aradığını ve Ak Parti’ye oy vereceğini söyledi. Bugün Türkiye’nin önemli bir bölümünün yerle bir olduğu döneme ait kriz vergileri devam ederken üstüne keriz vergileri de ilave edildi, yine de yetmiyor. Bütçe vergiye doymuyor.
‘Ak Parti’nin bu ekonomi ve işsizlik sorununu çözeceğine inanıyor musunuz?’ sorusunu yönelttiğimizde ‘hayır, Müslüman Cumhurbaşkanı seçmek için Ak Parti’ye oy vereceğiz’ dediler. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilememesi üzerine Erdoğan’ın dediği gibi oldu; oylar tam ikiye katladı. Seçmenin yüzde 46’sı Türkiye’yi Cumhurbaşkanının, yüzde 16’sı Başbakanın yönettiğine inanıyor, yapılamayanlardan Cumhurbaşkanını sorumlu tutuyordu.
Seçmene verilen vaatler yerine getirilemese de Avrupa Birliği (AB)’ne verilen vaatler; PKK ile mücadele değil; müzakere yapılması, özelleştirme adı altında tüm kamu kuruluşlarının satılması veya kapatılması, domuz etine ruhsat, zinayı yasaklayan kanunların kaldırılması v.b. talepler yerine getirilirken, AB hep daha fazlasını, Türkiye’nin bölünerek, hazmedilecek kadar küçülmesini istedi.
Her üç kişiden biri işsiz ve icralık, ekonomi deyince iflas, icra, karşılıksız çek, protestolu senet, aradığınız kişiye ulaşılamıyor, intihar akla geliyor. Satılan kurumlar nasıl yeniden kurulacak, devasa iç ve dış borçlar, her geçen gün büyüyen ithalat-ihracat açığı, ‘yap-işlet devret’ usulü yaptırılan ve müşteri garantisi verilen yol, köprü, havaalanı v.b. yatırımların açıkları nasıl kapatılacak? İlk cümlede ifade ettiğim gibi partiyi değil; Türkiye’yi partinin kurulduğu zamanki ayarlara çevirmektir mesele.