Anayasa’nın değiştirilmesi teklif edilemez maddelerini kurucu meclis değil, kurucu devlet (devlet kuranlar) koymuştur. Darbelerden sonra oluşturulan meclisle, devleti kuran meclis bazılarının bilgisizliğinden, bazılarının da art niyetinden karıştırılıyor ve ikisi de kurucu meclis olarak görülüyor. Devlet yıkılmadan, yeni devlet kurulamayacağına göre bu maddelerin değiştirilmesi söz konusu değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti' nin yönetim şekli; milletin hür iradesiyle seçtiği temsilciler aracılığıyla kendini yönettiği cumhuriyettir. Egemenlik milli gelir gibi ayrı ayrı vatandaşların olamaz, paylaşılamaz.
Şanı Yüce Allah mealen: Onların iş ve yönetimleri aralarında ŞURA iledir.. (Şura-38)
İş ve yönetim konusunda da onlarla ŞURA’ya git! (Resulüllah (SAV)’ a hitaben)
Şura, adalet, emanetin ehline verilmesi ve seçtiğimiz yöneticilere-kanunlara itaat etmektir.
Allah (cc) İslam’ı tebliğ etmekle görevlendirdiği, vahiy gönderdiği Peygamber'e bile ‘şura ile yönet! İstişarede bulun!’ diyor.
Peygamber Efendimiz bile Şanı Yüce Allah tarafından gönderilen vahiyler dışındaki konularda istişarelerde bulunarak önceki fikrini değiştirdiği olmuştur. ‘Saltanat’ İslam açsından uygun bir yönetim şekli değildir.
Davası olan herkesin hukuk eğitimi alması yerine verdiği vekaletle mahkemede avukat tarafından temsil edilmesi gibi; vatandaşlar da TBMM' de milletvekilleri aracılığıyla temsil edilir. Mahkemede avukat, TBMM' de milletvekili vatandaşı temsil eder, haklarını korur, onun adına kararları onaylar veya reddeder, yasa çıkarır.
Mecliste vatandaşların hakları korunmuyorsa kendisini temsil etmesi için görevlendirdiği vekiller, vekalet yetkisini kötüye kullanıyor demektir. Yetkisini kötüye kullanan avukat sadece azledilmez, aynı zamanda yargılanırken vekiller yargılanmaz. Kendini seçen vatandaşın haklarını korumayan bir vekil vatandaş tarafından da azledilmez ve yeniden seçilirse bu durum demokrasinin değil; milletvekilinin olduğu kadar vatandaşın da ayıbıdır. Aynı şey yapılarak farklı sonuç beklemek ahmaklığın tanımlarından biridir. Milletvekilinin seçilebilme özelliği kadar vatandaşın da seçebilme becerisi önemlidir.
Burada farklı seçebilme becerisi olan vatandaşların aynı oy hakkına sahip olması demokrasinin eksikliği gibi görülse de durum öyle değil. Demokrasi herkese bir oy hakkı veriyor. Ancak aydınlar, kamuoyu oluşturucular oylarını istedikleri kadar artırabilirler. Sıradan insanların göremediğini görebilir ve görmeyenlerin görebileceği hale getirebilir, sıradan insanların anlayamadığını anlaşılabilir, düşünemediğini düşünebilir duruma getirir, kitle iletişim araçlarını kullanarak oylarını istedikleri kadar artırabilirler. Hayır, bunları yapmıyor veya yapamıyorlarsa onlar da aydın değil demektir, hangi okul mezunu olursa olsunlar, unvanları, titreleri ne olursa olsun onlar da siyaseten cahildir ve demokrasinin bir oyundan başka oy talep etmeye hakları yoktur.
Korsanlar deniz fenerini bulundukları yerlerden iç kısma çekerek, sisli veya karanlık havalarda gemilerin kayalara çarpmasına veya karaya oturmasına neden olur ve gemileri soyarlar. Fener yerine konmadığı sürede kaptanlar değişse de aynı durum tekrarlanır. Ne zaman ki fener yerine konur, ancak o zaman güvenli geçiş sağlanır. Fenerin yerinin yanlışlığından karaları ve kayalıkları güvenli zanneden kaptanlar gibi eğitimsiz toplumlar uçurumu kurtuluş yolu olarak görebilir, algıyla yönetilebilir.
Sorun vatandaşta görünse de temelinde aydın sorunudur. Aydınlatmayandan aydın olur mu? Akıl gözüyle geleceği görmesi gerekirken, gözünün önünde olan biteni göremeyen aydınlardır asıl sorun. Uluslararası kuruluşların açık veya örtülü bir şekilde kullandıkları dışındakilerin eleştirmekten öteye vatandaşla bir ilgileri var mı? Yok, o zaman onlar da yok hükmündedir. Zararlılar, dikenler ancak kendiliğinden ürer, faydalı emek ister ekmek ister. Profesör olmak kolaydır, zor olan aydın olmaktır. Türkiye aydın sorunu olan bir ülkedir.
Egemenliğin kayıtsız, şartsız ebediyen millette kalması dileğiyle tüm okuyucularımızın Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.
EVDE KALIN HAYATTA KALIN!