Elazığ/Malatya depreminin ardından arama/kurtarma çalışmaları sürdüğü sırada İstanbul BB Ekrem İmamoğlu, ailesiyle Erzurum’a giderken, yine ‘namı değer’ Ekrem Kınık’ın Genel Başkanı olduğu Kızılay’ın 7 milyon 925 bin doları Ensar Vakfı’na aktardığı, belgesiyle ortaya çıktı. Her olayda olduğu gibi; yine Türkiye ikiye bölündü; başta havuz medyası olmak üzere bir kısım, İmamoğlu’nun tatilini, diğer kısım da Kızılay’daki yolsuzluğu sorguladı.
Bizi ilgilendiren kimin nerede ne zaman tatil yaptığı değil; Kızılay Genel Başkanı’nın yolsuzluğa bulaşıp bulaşmadığı, İmamoğlu’nun otel faturasını cebinden mi ödeyeceği yoksa bazı Başkanlar gibi ‘Hizmet içi Eğitim’ gideri olarak belediyeye mi fatura edeceğidir.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK)’nun kontrolünde gaz fiyatları belirleniyor. EPDK’nın belirlediği fiyatlar üzerinden gaz satan firma, fakir, fukaranın sırtından kazandığı paradan devlete vereceği 8 milyon dolar vergiyi devlete değil; Kızılay’a veriyor ve 8 milyon dolar vergiden kurtuluyor.
Kızılay’a verilen paranın vergiden muaf olmasının yanında; Kızılay da vergiden muaf olduğu için, Kızılay da hesap vermiyor ve aldığı parayı Ensar Vakfı’na aktarıyor. İki çeşit yolsuzluk söz konusu; Kızılay, Gaz şirketinin vergi kaçırmasına aracılık ederken, Kızılay’ın parasını amacı dışında usulsüz kullanıyor. Şartlı bağış, Kızılay’a verilen paranın Kızılay’ın amacı ve görevlerinden birini karşılama şartına bağlanabilir, bir vakfa devretme veya amaç dışı kullanma şartına bağlanamaz.
Kınık, bağışçıların ve bağışların açıklanmasının yasal olmadığını, Ensar Vakfı’na aktarılan paranın deşifre edilmesi üzerine açıklama yaptığını, vergi kaçırmaya değil; vergiden kaçınmaya aracılık ettiklerini, böyle durumların yasal olduğunu, yüzlerce hatta binlerce örneğinin olduğunu söylüyor.
Yolsuzluğu itiraf etmesinden dolayı, Kınık’ın yolsuzluğundan rahatsız olmayan yandaşlar bile çileden çıktı. Gelene 30, gidene 35 bin TL maaş verilen 10 bin personel çalışıyor Kızılay’da. Ayrıntılarını olayın ilk patlak verdiği günkü ‘Kızılay tutulması’ başlıklı yazımda belirttiğim bu olay Başkan Kınık’ın da itiraf ettiği gibi ne ilk ne de sondur. Belge ele geçirilmeseydi diğerleri gibi örtbas edilecekti.
Yolsuzluk hazır belgelenmiş ve suçüstü yapılmışken, Kızılay bu başkandan ve ekibinden kurtarılmalı, bu yolsuzluk batağından çıkarılmalı, eski güvenine kavuşturulmalıdır. Kızılay’a bu yönetim kadar hiç kimse, hiçbir şey zarar veremez. Yolsuzluğa karşı çıkanlar değil; yolsuzluk yapanlar Kızılay’a güveni sarsıyor. Kızılay bayrağını yere düşüren, lekeleyen bizzat yöneticileridir. En büyük sorun, sorunun ne olduğunun tespit edilememesidir. Sorunun yönetim sorunu olduğu tespit edilmiştir. Çözüm yönetimden kurtulmaktır. Aynı kişilerle, aynı şeyi yaparak farklı sonuç beklemek, A.Einstein’a göre ahmaklıktır.
İMAMOĞLU ‘SADECE BAŞKAN DEĞİL; BABAYIM’
İmamoğlu yarıyıl (sömestr) tatilinde Palandöken Kayak Merkezine gitmeyi ailesine söz verdiği ve yer ayırttığı için deprem bölgesindeki incelemelerinden sonra Erzurum’a geçti ve sosyal medya hesabından, 'Yarıyıl tatili nedeniyle çocuklarım ve eşim ile birlikte dünya güzeli Erzurum'u hissetmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Türkiye kavganın değil sevginin merkezi olmalı' paylaşımında bulundu.
‘Arama kurtarma çalışmaları sürerken neden tatil yaptığı’ sorusu üzerine İmamoğlu, kendisinin sadece belediye başkanı olmadığını, aynı zamanda baba olduğunu ve ailesine Palandöken sözü verdiğini, başkan olarak vatandaşa, baba olarak ailesine verdiği sözü tutacağını, kendisinin siyaset tarzının bu olduğunu, buna herkesin alışacağını söyledi.
İmamoğlu uzman ekipleriyle deprem bölgesine gitti, ekibine talimat verdi, AKUT ve AFAD’ da çalışmadığı, alanda bulunmasını gerektiren bir şey olmadığı için, ekip işini yaparken o bölgeden ayrıldı. Yetkililerin de söylediği gibi küçük bir depreme Türkiye’nin tüm arama kurtarma ekipleri katıldı. Bugünkü iletişim teknolojisiyle çalışmaları her yerden takip etmek, aradığında veya arandığında herkese ulaşmak mümkün olduğundan, görevliler dışında olay yerinde bulunmanın yararı değil; zararı, çalışmaların aksamasına, dikkat dağınıklığına neden olur, reklama kaçar.
Başkanın olay yerinden ayrılması değil; enkaz altından gelecek sesin duyulması için, sessizlik istendiği sırada her hangi birisinin başkana soru sorması, sessizlik istendiğinden habersiz başkanın açıklama yapması yapay, sanal değil gerçek bir skandala neden olurdu.