Erdoğan ve Putin’in ‘Ateşkes’ine karşı çıkanlar Suriye’de savaşa da karşı çıkıyorlardı. Bunlar hem savaşa hem de barışa çıkan farklı modeller. Son zamanlarda Türkiye’de neye niçin olduğunu bilmeden her şeye karşı olmak gibi bir bakış ve anlayış almış başını gidiyor. Karşı olmak için karşı çıkan siyasetçisinden, STK’sına kadar eleştiriyor; inanılmaz ama böyle. Ateşkese karşı olmak başka şey; şartlarına karşı olmak başka şeydir.
Her ne kadar BM’ye atıfta bulunulsa da alandakiler arasında ateşkesin ‘Suriye terör örgütlerinden temizlenecek’ maddesinde fikir birliği yok; terör örgütü olduğu konusunda Türkiye ve Rusya’nın aynı fikirde olduğu tek örgüt HTŞ. Türkiye ile HTŞ karşı karşıya getirilerek çatıştırılmak isteniyor. Suriye savaşında herkes savaşmadan toprak alırken Türkiye IŞİD’le çatıştırılıp, şehit vererek, sığınmacı aldığı gibi; şimdi de doğal müttefikiyle çatıştırılıp hem şehit verecek hem de İdlib’deki mültecilerle birlikte birçok cihatçı, paramiliter savaşçı da Türkiye’ye gelecek.
Uyarılarımıza rağmen, Türkiye’yi bugün içinden çıkılmaz hale getiren, kumpas sonucu IŞİD’le savaştıran, terör örgütleriyle işbirliği yaptıran, Suriye halkını mülteci durumuna düşüren ve kontrolsüz bir şekilde sınırımızdan geçiren olaylar İdlib’de tekrarlanıyor, en büyük tehlike buradadır. Göz olanı akıl olacağı görür; ‘Eğit donat, savaştır’ kampanyaları yürütülürken bugün olacakları o zaman yazdım ve yazdığım gibi oldu.
Maddeler sorunlu; Rejime muhalif Türkiye ile beraber hareket eden birçok unsur Rusya tarafından terörist olarak görülürken, PKK uzantısı terör örgütleri hem Rusya hem de ABD tarafından terör örgütü olarak görülmüyor. Muhalif gruplardan ABD’nin desteklediği ve silah verdiği HTŞ rejimle savaştığı için Türkiye’nin doğal müttefiki olduğu halde Rusya terör örgütü olarak görüyor. Hatta maaş verdiğimiz Suriye milli ordusu da birçok rejim muhalifini içinde barındıran Ulusal Kurtuluş Cephesi de Rusya için terör örgütüdür.
‘Ateşkese’ karşı çıkmanın mantıklı olduğu tek durum; kaybedilen yerler geri alınırken ‘ateşkes’ ilan etmektir. Suriye’de 35 kahraman askerimizin şehit düştüğü saldırıdan sonra taarruza geçen askerlerimiz, İdlib’in stratejik öneme sahip Serakib dahil üç kasabası Suriye rejim yanlılarından geri aldı. Türkiye’de bu destansı kahramanlık TV’lerde anlatılırken Suriye rejim güçleri Rus Wagnerler’in desteğiyle bu üç kasabayı da Türkiye’nin gözlem noktalarının etrafını da 48 saat sonra geri aldı.
Türkiye ve desteklediği gruplar ilerlerken değil, Rejim güçlerinin ilerlediği bir sırada yapıldı ateşkes. Ateşkes keşke üç kasaba alındığında yapılabilseydi, ama Rusya bunu kabul etmedi. Moskova’da yapılması da zamanlaması da şartlar gereğidir. Dünkü yazımda belirttiğim gibi; çaresizlik her durumu meşru kılar hatta erdem yapar. Ateşkese karşı çıkanlar Suriye’de olanı biteni belirli yandaş kanallardan izliyorlar ki onlar hala 3 kasabayı ele geçirdiğimiz akşamda kalmışlar. Almanlar da Almanya işgal edilene kadar savaşta galip olduklarına inanıyorlardı.
SIĞINMACILARIN KALMASINA DA GİTMESİNE DE KARŞI
Düne kadar Suriyelileri geri gönderelim diyenler, bugün göndermek bir tarafa isteğe bağlı gitmelerine karşı çıkıyor.
Suriye’de hastaneler, camiler, okullar, kreşler bombalanırken sığınmacıların geri gönderilmesini isteyenler, şimdi Avrupa’ya geçebilmeleri için sınır kapıları açılınca, sahil güvenlik kontrolleri kalkınca kızılca kıyamet kopuyor. Sanki Ege ve Akdeniz’de hiç göçmen boğulmamış gibi ya denizde boğulurlarsa, ya yunan askeri zarar verirse diyor ‘gönderilsinler’ dediklerini unutuyorlar.
AB Üyesi Yunanistan sınırı adeta insanlığın bittiği sınıra dönmüş, kadın, çoluk çocuk kurşunlanıyor, kötü muamele görüyor. Her şeye karşılar Yunanistan’a karşı çıkmıyor, sığınmacıları almayan Avrupa’yı eleştirmiyor. Suriye sınırını suyoluna çeviren, sınırdaki kampları sık sık denetleyen BM İyi Niyet Elçisi Angeline Jolie’yi kimse Yunanistan sınırına davet etmiyor. Sizinle birlikte karşıtlık da anlamını yitirdi, değersizleşti. Karşıtlığınız karşınızdakine değil savunduklarınıza zarar verir hale geldi.