Hacettepe Üniversitesi Öğr Gör Doç Dr, Ülkü Ocakları Eski Gen Bşk, iki kız çocuğu babası Sinan Ateş, 30 Aralık 2022'de Ankara’nın en merkezinde Çankaya / Çukurambar’da uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti.
Davanın ilk savcıları kısa sürede olayda tetiği çeken, tetiği çekenleri çakarlı araçla İstanbul’dan Ankara’ya getiren ve geri götüren, Ateş’in yerini belirleyip tetikçiye bildiren Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amiri, özel harekat polisleri olmak üzere 22 şüpheliye ulaştı ve hepsi tutuklu yargılanıyor. Sanıklardan eski veya yeni Ülkü Ocakları yöneticiliği yapan veya mensubu olanlar MHP’ye üye olmadıklarını belirtti. Cinayetin azmettiricisi olarak Ülkü Ocakları eski yöneticisi Tolgahan Demirbaş ve Doğukan Çep hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenirken farklı sanıklar hakkında 20 yıla kadar hapis cezaları istendi.
Ancak davanın açıldığı mahkemeye gelen iddianamede Başta Ateşin eşinin ifadesi olmak üzere; şüpheli Demirbaş'ın, MHP eski milletvekili Olcay Kılavuz'un evinde yakalanması, şüphelilerin Ankara-İstanbul arası gidip gelirken kullandıkları çakarlı aracın plakası kime ait olduğu veya kime tahsis edildiği yazılı ve görsel medyada yer alırken iddianamede yer almazken, bunlar kadar hatta bunlardan da önemlisi bu cinayetin neden işlendiği iddianamede yer almadı. Tetikçi kendisiyle yeterince ilgilenilmediği için vurduğunu söylemiş. İddia makamı ‘İyi de bu kadar farklı özellikte, stratejik görev ve nitelikteki kişileri nasıl bir araya topladın?’ sorusunu şüpheliye neden yöneltmedi?
Burada şüpheliler hangi saikle yargılanacak? Birbirleriyle bir araya gelmesi hayatın olağan akışına aykırı 22’si tutuklu, 17’si tutuksuz 39 sanık nasıl ve ne amaçla bir araya gelerek bu cinayeti işledikleri, sadece Türk milleti adına karar veren mahkemenin hakimleri değil; adına karar verilen Türk milleti de açık, seçik bir şekilde anlamalıdır. Mahkeme dosyalarının denetimi üst mahkemelerce yapılsa da nihai denetim hakkı, adına karar verilen Türk milletinindir.
Ben 40 yıl uluslararası adi yardım uzmanlığı; hukuk çevirmenliği yaptım, Almanya, Avusturya, İsviçre, Hollanda, Belçika, Lüksemburg’a giden dosyaları çevirdim. Böyle bir iddianameyle verilen karar bu ülkelerin hiçbirinde işlem görmez, yetersiz araştırma, soruşturma gerekçesiyle geri iade edilir. Kararda sebep sonuç ilişkisi kurulamazsa verilen ceza adil olamaz. Haklıya hakkı haksıza cezası verilemez. İster İslamiyet, Yahudilik, Hristiyanlık gibi semavi dinler olsun, ister Roma Hukuku isterse bugünkü çağdaş hukuk olsun; en büyük suç bir kişiyi öldürmektir.
Ancak Türkiye’de eskiden idam cezası gerektiren bugün ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası verilen öldürme suçu, meşru veya nefsi müdafaa durumunda; kendi canını veya başkasının canını kurtarırken işlenirse suç değildir. Sebep bu kadar önemliyken bu iddianamede sebep yok. Ek iddianameyle eksikler tamamlanmadan adil değil; hiç yargılama yapılamaz.
AMAÇ NE ESKİ YARALARI KANATMAK NE DE YENİ YARALAR AÇMAK
Bu yazının amacı eski yaraları kanatmak, yeni yaralar açmak değil, kalplere kin, nefret, nifak tohumları ekmek hiç değil. Amaç; Türk milletini mutlu, Türk Devletini güçlü kılmak Ülküsü uğrunda kurşunların hedefinde, 12 Eylül Darbesi’nin idam sehpalarında şehit düşen, bu uğurda zindanlarda, hücrelerde dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş fiziki, ruhsal, psikolojik işkenceler gören, hiçbir karşılık beklemeksizin hayatını bu davaya adayan Ülkücülerin anıları önünde saygıyla eğilmek, mahşer gönü onların yüzüne bakabilmektir.
Ya haksızlık karşısında susup dilsiz şeytan olunacak ya da Sinan Ateş’in hakkını sonuna kadar savunulurken Ülkücülüğün üstüne ahtapot gibi çöken, Ülkücülüğü 50 yıl geriye götürecek bu kara bulutları dağıtıp, olayın failleri, niyetleri, bu kuklaları oynatanlar‘ açığa çıkacak. Şerefi, lidere sadakat olanlar’ kanun önünde yargılanma sadakatini de göstermelidir. Sinan Ateş cinayetinde faillerin korunması Ülkücülüğün geleceğini ipotek altına alacaktır. Ülkücüler için olay tarihi olmasa da karar tarihi milat olacak; turnusol kağıdı gibi; Ülkücülerle Ülkücülerden ve Ülkücülükten geçinenleri birbirinden ayıracaktır.
Atatürk hayatını borçlu olduğu Topal Osman’ı göz yaşları içinde bu milletin ve devletin bekası için, cellatlara teslim ettiği yerde; Ülkücülüğün bekası için kimse vazgeçilmez değildir..