Cumhurbaşkanı/AkParti Gen Bşk Erdoğan Yunanistan Başbakanı Miçotakis’le yaptığı görüşmenin ardından Miçotakis görüşmenin olumlu geçtiğini, ticaret hacminin genişletileceğini, Kariyer müzesinin camiye çevrilmesini doğru bulmadığını belirterek ‘Ben Hamas’ı terör örgütü olarak görüyorum, ancak Erdoğan görmüyor, ateşkes konusunda hemfikiriz, Hamas konusunda hemfikir olmadığımızı kabul edersek, anlaşamadığımız sorun kalmaz’ dedi.
Erdoğan, Miçotakis -Her konuda anlaştık demişçesine- ‘Hayır, her konuda anlaşmadık, Hamas terör örgütü değildir, bunu siz de kabul edin’ dedi. Yunanistan’ın Haması terör örgütü görmesi veya görmemesinin ne Hamas’a ne de Türkiye’ye yararı var. İki tarafa da zararı da yok faydası da yok.
Yunanistan’ın İsail’le anlaşarak Türkiye’ye ait suları münhasır ekonomik bölge ilan etmesi, Türkiye’den çıplak gözle askerlerin apoletleri görülebilecek kadar ana karamıza yakın kendi adalarını silahlandırması, Türkiye’ye ait adaları işgal etmesi, Ege denizini Yunan gölüne çevirecek kadar mavi vatan sınırını genişletmesi, Avrupa devletlerini yanına alarak Akdeniz’de Türk sondaj gemilerine müdahale etmesi, Hamas’tan çok daha fazla Türkiye’yi ilgilendirirken, Erdoğan’ın ‘Hamas açıklaması’ Hamas’tan çok hamasettir.
Adaların işgal edildiği bazen yalandı, zaman zaman da Lozan’a dayandırıldı. Ancak söz konusu Lozan antlaşması, ‘Türkiye’nin tapusu’ olarak belirttiğimiz; 1924’te imzalanan Lozan antlaşması değil; İtalyanlarla yine İsviçre’nin Lozan kentinde Uşi semtinde 1912’de imzalanan ve 12 adaların Yunanistan’a değil; İtalyanlara bırakıldığı antlaşmadır. Avrupa’da bu antlaşmanın adı da ‘Lozan’ antlaşmasıdır, ancak bizdeki adı Uşi’dir.
Bazıları ‘Orijinal metnini gördüm; Lozan’da 12 adalar önce İtalyanlara sonra Yunanistan’a bırakıldı’ derken, gördükleri Uşi antlaşmasıdır, ancak bu antlaşmada da 12 adalar Yunanistan’a değil; İtalya’ya bırakılmıştır. ‘Her okuduğuna inanan, hiç okumayandan daha cahil ve daha tehlikelidir’ sözü bunlar için söylenmiştir. Öğrenmişler, ancak yanlış öğrenmişler; öğrendiklerini, bildiklerini zannederek kendilerini öğrenmeye kapatmışlardır, bilmediklerini bilmedikleri için artık öğrenemezler.
DÜNKÜ VE BUGÜNKÜ KIBRIS
1960 Darbesi’nde idam edilen Dışişleri Bakanı Rahmetli Fatin Rüştü Zorlu tarafından hazırlanan ve Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından onaylanan, Londra ve Zürich antlaşmaları gereği; Kıbrıs Cumhurbaşkanı Rum, yardımcısı Türk iki milletli Kıbrıs’ta asayiş için 615'er kişilik Türk ve Yunan alayları bulunacak, asayişi sağlanamazsa, garantör devletler olarak adaya Yunanistan ve Türkiye askeri müdahalede bulunacak.
Zamanın cumhurbaşkanı Makaryos’a Rumlar darbe yaptığı için, Kıbrıs çıkarması bu antlaşmanın gereği olup tamamen uluslararası hukukun uygundur. Bu antlaşmalar olmasaydı, Türk silahlı Kuvvetleri, Saddam'ın ordularının Kuveyt'ten çıkarıldığı gibi Birleşmiş Milletler tarafından Kıbrıs'tan çıkarılacaktı.
Rumlar, Rum cumhuriyeti veya Güney Kıbrıs cumhuriyeti olarak değil ‘Kıbrıs Cumhuriyeti; Türkleri de temsil edecek şekilde’ AB üyeliğine defalarca müracaat etti, her defasında Türkiye’nin vetosuyla karşılaştı. Ak Parti’nin ilk hükümeti bu şekilde Rumların AB’ye üyeliğine onay verdi. Bu onayı verdikten sonra ‘Fransa’nın Akdniz’de ne işi var?’ demenin bir anlamı var mı? ‘AB üyesi olduğu için buradayız’ deme hakları var.
Zorlu örneğinde görüldüğü gibi Türkiye henüz silahlı, silahsız hava araçları, Atak helikopteri, uçak v.s. üretemezken eşit haklara sahip iki milletli, Türkiye garantili Kıbrıs Cumhuriyetini kurdu. Yunanistan’ın kıta sahanlığını genişletmesini, bizim adalarımızı işgal etmek bir tarafa kendi adalarını silahlandırmasını savaş sebebi (Casusbelli) olduğunu gösterdi.. Toplumsal tepki üzerine Casusbelli’nin kaldırılmadığı söylense de internete girin, görün; A. Davutoğlu’nun dışişleri bakanlığı döneminde kaldırıldı ve Yunanistan cesaretlendirildi.
Tarihte aramaya gerek yok; bugün uluslararası yasalara göre kıta sahanlığı adalardan değil anakaradan başalar her iki ülke için de aynı mesafede genişler. Yunanistan burnumuzun dibine kadar sokulamaz.! Sahipsizse sokulur. Akif’in dediği gibi ‘Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip çıkarsan batmayacaktır.’