Bir yazımda belirtmiştim ve zaman zaman yapmış olduğum uzun sohbetlerde de özellikle söylüyorum “Devletler para ile pulla kurulmaz, imanla inançla kurulur, Para ile pulla da yıkılmaz inançsızlıktan yıkılır.”
1071’den itibaren bu toprakları yurt edinmişiz vatan kılmışız ve bedeli asırlardır kanla ödenmiştir.
Asırlardır vatan kıldığımız topraklara Haçlılar tarafından saldırılar gerçekleşmiş, silahla topla tüfekle ele geçirememişlerdir. Bunun farkına varanlar hileli yollara başvurarak çaşıtlarını yani casuslarını içlerimize sokmuşlar, özellikle bizi biz yapan inanç sistemimizi, milli ve manevi duygularımızla birbirimize olan bağlılığımızı yıkmak küçük lokmalara bölmek için ellerinden geleni yaparak bunları algı operasyonları ile desteklemişlerdir.
Anadolu toprakları sözde Hristiyanlar, Yahudiler için ne kadar kutsalsa bizim içinde bir o kadar hatta daha fazlası ile kutsaldır. Zira bir hadisi şerifte Peygamber EFENDİMİZ (S.A.V) “İstanbul’u fetheden asker ne güzel asker, fetheden komutan ne güzel komutandır” buyurmuştur.
Ve Resulullah Efendimizin bu sözlerine mazhar olabilmek için yüzlerce komutan hep İstanbul’a sefer düzenlemiştir. Ancak İstanbul’un fethi 1453’te Fatih Sultan Mehmet Han’a nasip olmuştur.
Bugün sözde özgürlük, demokrasi adı altında birileri İslam’ın değerlerine saldırıp gericilikle örümcek kafalılıkla suçluyorlar ve ağza alınmayacak sözler sarf edip akla hayale gelmeyecek manipülasyonlarla, algılarla kendilerini haklı çıkartmaya ve başkalarını ikna etmeye çalışıyorlar. Ve kendilerinin modern olduklarını Avrupalı olduklarını beyan ediyorlar.
Neden İncil’i, Tevrat’ı eleştirmiyorsunuz? Neden Yahudi’yi Hristiyan’ı eleştirmiyorsunuz? Yoksa sizin soyunuzda sopunuzda Yahudi, Hristiyanlık mı var?
Sokağa çıktığımda ‘medeni özgür olmuşları’ gördükçe bir erkek olarak ben utanıyorum.
Eğer ben sizlerin yaşantısına müdahale etmiyorsam sizlerde benim milli manevi değerlerime ve yaşantıma asla ve asla karışamazsınız. Şimdi benim inancıma göre bir erkeğin namahremi, göbek hizasından diz kapaklarına kadardır. Yani bizlerde göbeğimizle diz kapaklarımızı kapatan şortlarımızı giyip sokağa mı çıkalım. Edep Yahu !! Edep.
Bir kendinize gelin bir hadi ahlaki boyutunu düşünmüyorsunuz özgürüz diye yutturuyorsunuz da bari biraz edepli olun edepli.
Sosyal medyalarda çılgınca üreyen türeyen ahlaksızlıklar, sözde yerli dizilerimizde dönen entrikalar ahlaksız ilişkiler, bu necip milletin örf adet geleneklerine uymayan bağdaşmayan kıyafetlerle görüntüler verenler algı operasyonlarının bir parçasıdır.
Adını da özgürlük koyuyorlar ama farkında değiller ki onların özgürlük anlayışı başta ben olmak üzere benim gibi düşünen milyonlarca insanın midesini bulandırıyor.
Bir toplum veya halk öldürülmek isteniyorsa, o toplumun hukuk, ahlak, din ve namus değerleri direkt, dolaylı şekillerde sürekli sulandırılarak dejenere edilmesiyle, topluca ölüm gerçekleşmiş olur. Ve bir daha da ahlaki kurallara göre yaşaması kolayca mümkün değildir o toplumun.
Toplumumuzda gerçekleşen ahlaki çöküntünün mutlak surette birtakım sebepleri de vardır sorumlularda. Çalışma, din eğitiminin yetersizliği, medyanın etkisi, kötü ebeveynlik, toplumdaki adaletsizlik, ekonomik eşitsizlikler, materyalist yaklaşım, ayrımcı hukukun üstünlüğü ve okul müfredatında içerik eksikliğinin toplumdaki ahlaki çöküşün temel nedenleri olduğunu ortaya koymuştur.
Ülkemizde insanlarımızın her şeyi göstermelik, bilimsellikten uzak, başkalarına özenerek yaşaması neticesinde, ahlak ve sosyal çöküntü daha da derindir.
Kimsenin inancıyla en ufak bir sorunumuz yoktur, isteyen istediği şeye inanır ve ona göre yaşar. Ancak toplumu rahatsız eden konuları dile getirmekte, bir ahlak ve insanlık görevidir.
Ülkemizde Aileyi Koruma Bakanlığı var mı var. Diyanet İşleri Başkanlığı var mı var. Millî Eğitim Bakanlığı var mı var. Yayınları denetleyen RTÜK diye bir kurum var mı var. Bir o kadarda Cami Kur’an Kursu, İmam Hatip var mı var. Ve buralarda çalışan binlerce insan var mı var.
Ülkemizdeki ahlaki çöküş toplumu kemirdikçe kemiriyor. Peki, bütün bu kuruluşlar asli görevlerini yerine getirip bu ahlaki çöküşe neden engel olmuyorlar. Neden acaba?
Bir yerlerde yanlış yapıyoruz ama nerede? Yoksa edepsizlik ahlaksızlık arsızlık hayasızlık farkında olmadan bilinçaltımızda hoşumuza mı gidiyor?
Yoksa Avrupa Birliği’ne girebilmek için Hristiyanlaşmış dininden inancından milli ve manevi değerlerinden uzaklaşmış, arkadaşlık dostluk, komşuluk kavramlarından uzaklaşmış, yalanı marifet saymış bir toplum mu meydana getirilmeye çalışılıyor?
Kim ne derse desin kim ne yaparsa yapsın mutlak surette her şey bir gün aslına geri dönecektir.
Kendimizi samimice sorgulayıp bulaşılmış olunan ahlaksızlıklardan arınırsak, ileride söyleyecek birkaç sözümüz belki olacaktır.
Toplumun takdir edeceği ölçülerde arınmayan hiçbir kişi, ben ahlak ve ilke sahibiyim diyemez, diyen de en büyük yalancı ve ahlaksızdır.