Suriye’de son bir ayda Rusya tarafından doğrudan ve dolaylı yapılan saldırılarda 53 Kahraman askerimizi şehit verdik, ‘şehitler tepesi’ şehit ve 85 milyonun yüreğiyle doldu. Her gün bir yabancı devlet başkanını ağırlarken ve bir diğer ülkeye ziyarete gidilirken, Akşam Putin’le sabah Trump’la öğlen Macron ve Merkel’le görüşüp mekik diplomasi yapılırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan Moskova’yı, Putin Ankara’yı suyoluna çevirirken Rusya’nın hava saldırıları karşısında Suriye’de yapa yalnız kaldık. NATO saldırı sınırlarımız dahilinde olmadığı için sahip çıkmadı. ABD tarafından öldürülen Kasım Suleymani’nin kurduğu Kudüs Tugayları bile Kudüs’te İsrail’e karşı değil; İdlib’de Türkiye’ye karşı savaştı.
Şu an İdlib’deki 4 milyon kişinin Türkiye’ye gelişini engellemek için Suriye sınırına örülen duvara güveniliyor. Ancak sınırın diğer tarafında duvarları her an yıkmak üzere iş makineleri bekletiliyor. Yeni mülteci akınının sınırda durdurulması mümkün görünmediği için, önlemler İdlib’de alındı, askerler de bunun için İdlib’e gönderildi. İlk başta Suriye’de işimiz yokken, şimdi çok işimiz var. Kendi ellerimiz, kendi kararlarımız, kendi müdahalelerimiz ve de kendi askerlerimizle, kendi kanımızla yarattığımız ve bugün mücadele etmemiz gereken bir değil bin canavar var Suriye’de.
‘Zararın neresinden dönsek kardır’ sözünün bir anlamı; sürüp giden zararlı bir işten ne denli erken vazgeçersek, daha sonra uğrayacağımız zararı o denli azaltmış, sonuç olarak o kadar kâr etmiş oluruz demektir. Yani yanlıştan doğru çıkmaz, nereden dönerseniz dönün kardır. İkinci anlamı ise zararın bir yerinden dönülürse kardır, belirli bir yerinden sonra dönmenin bir anlamı kalmaz. Suriye’de ilk düğme yanlış iliklendiği için, sonraki düğmeler doğru da olsa işler yanlış gidiyor, ancak zarardan dönülecek yeri de çoktan geçtik, Suriye’de dönülmez yerdeyiz. Orası artık vatan toprağı olmuş, şehit kanıyla sulanmıştır.
Türkiye, Suriye’ye müdahale ettiğinde sınırımızda ABD’nin desteklediği PKK ve türevlerinden oluşan garnizon bir terör devleti kurulma ihtimali sıfırdı. Trump’ın General Mazlum Kobani dediği PKK’lı terörist Ferhat Abdi Şahin, PYD’nin Başkanı Salih Muslim Suriye vatandaş bile değildi ne kimlikleri ne kişilikleri vardı. Sadece onlar mı Kürtlerin hiçbirinin kimliği ve kişiliği yoktu Suriye’de.
Kanton, devlet gibi yapılanmaları hayalinden bile geçiremiyorlardı PKK ve PYD. Ne ABD ne Avrupa ellerinden tutuyordu. YPG, RPG, SDG gibi adlar Amerikanların bile aklına henüz gelmemişti. Suriye’de Irak Şam İslam Devleti ( IŞİD) ve Esad vardı. Her iki taraf da PKK ve uzantılarına devlet kurma bir tarafa yaşama hakkı bile tanımıyordu. Irak - Suriye sınırında IŞİD’e karşı koyan PKK’lıların hepsi imha edilmişti. Generalinden Güvenlik uzmanına, ABD’den NATO sözcüsüne herkes, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) olmadan IŞİD’in Ortadoğu’dan çıkarılmasının 30 yılda bile mümkün olamayacağını söylüyordu.
O zamanlar Esad Türkiye’nin dostu, Başbakan Erdoğan’ın kardeşiydi. Esad ve ailesi Erdoğan ve ailesiyle Bodrum Rixos otelde yemek yiyip, sohbet ediyor, tatilin keyfini çıkarıyorlar hem ailece hem de eşler ayrı ayrı kameralara poz veriyordu. Sınırımızda hiçbir güvenlik sorunu yoktu. Bu nedenle de Suriye sınırındaki mayınların sökülmesi karşılığında sınır boylarının 49 yıllığına İsrail’e devri için, hükümet kanun çıkarmış, TBMM de onaylamıştı.
Anayasa Mahkemesi kararı iptal ettiği için Suriye sınırı 49 yıllığına İsrail’e verilememiş, mayınlar TSK tarafından sökülmüştü. Kısa sürede ne kadar çok şey değişti ki Çine ‘Çin Seddi’ni yaptıran millet şimdi mayınlarını söktürdüğü Suriye sınırına duvar örmek zorunda kaldı. Bunları yazarken amacımız eski yaraları kanatmak değil, yeni yaralar açmak hiç değil. Amacımız yaşananlardan ders çıkarmak, aynı hatalara düşmemektir.